Varoluşçu Perspektiften Bakmak Ne Demektir?

Psikolojik sıkıntılarımız çağa değil, var olmanın kendisine ait. Varoluşçu perspektifin terapiye ve yaşam sorunlarımıza nasıl baktığını keşfedin.

Yaşadığımız sıkıntıların çoğunun ne teknolojiyle, ne Gen Z ile ne de iktidarların tiranlığıyla ilgisi var. Bunlar, var olmanın kendisinden gelir. Bu, ezelden gelen bir yaşam mücadelesidir.

Yaşamı doyumlu bir hale getirmek yalnızca günümüze ait bir mesele değildir. Antik Yunan’dan bu yana insanı anlamaya çalışan filozoflar, hep aynı temalar üzerine düşündüler. Günümüzdeki sorunların bugünün gelişmeleriyle ortak bir zemini olsa da, kökleri çok daha derinlere iner.

Felsefe terapiye ne sunar? 

Kierkegaard, Nietzsche, Heidegger, Sartre gibi filozoflar; ya da onlardan çok önce Herakleitos, Sokrates, Marcus Aurelius gibi isimler, terapistlere çalışmalarında cesaret ve yeni bir bakış açısı sunabilir. Dini kaynakların etkisi de bir o kadar büyüktür. Felsefe, terapisti hazır cevaplarla değil, daha iyi sorularla donatır.

Ontolojik sorunlar nedir? 

Hepimizin evrensel olarak düşündüğü ve içinden kolayca çıkamadığı sorunları vardır. Bunlara ontolojik sorunlar denir: var olduğumuz için deneyimlediğimiz sorunlar.

Bunlar bir arıza değildir; insan olmanın doğal bir parçasıdır. Çağdaş kaygılarımızla ortak bir zemin paylaşsalar da, onları belli bir döneme ya da nesle sıkıştıramayız.

Patoloji çerçevesinin riski 

Danışanların hayatta yaşadıkları sorunlara patoloji çerçevesinden bakmak, manevi sorunları hastalıklara dönüştürür. Danışan bunları kolaylıkla kişiselleştirir ve içselleştirir; sorun bir kez “hastalık” haline geldiğinde, değiştirilmesi güç bir şeye dönüşür.

Amaç ise bunun tam tersidir: Danışanın sorununu bir yaşam problemi olarak kabul etmesi ve onu dışsallaştırabilmesi. Bu, danışanın karşılaştığı sorunları çözebilecek yeni yollar keşfetmesi için bir alan açar.

Terapistin rolü: Eşlikçilik 

Varoluşçu perspektif bu ihtimali sunsa da, teoride kolay görünen şey uygulamada her zaman zorluk barındırır. Dolayısıyla biz psikologlar, danışanlarımızın sorunlarını ele alışlarında bir eşlikçi olarak yola çıkarız ve her danışanı kendi dünyasını deneyimlemeye teşvik ederiz.

Bu cesaret gerektiren bir iştir. Danışan koltuğunda olmak, zorlu bir yolculuğa hazırlanmakla başlar.

Teori bağlılığını bırakmak 

Bir terapist, belli bir teorik çerçeveye ya da tekniğe duyduğu mutlak bağlılığı bırakacak kadar kendine güvendiğinde, insan sorunları üzerine daha felsefi düşünmeye başlar. İşte o noktada, insanların birbirine daha iyi bir hayat yaşama konusunda yardımcı olmakla ilgilenen tek alanın psikanaliz ya da psikoloji olmadığını fark eder.

Bu yüzden sanata, filme, kitaba ve insan eliyle yapılmış her şeye ilgi duyarız.

Kapanış 

Çünkü kitaplar ve teoriler ne kadar çekici gelse de, gerçek dünya her zaman daha tekinsiz ama bir o kadar da tutkulu bir yerdir.